VEHM
Şiir

Geceden kalan

Geceden kalan son ağırlık da çekiliyor içimden;

uzun süredir kıpırdamayan bir şey

sessizce yer değiştiriyor.


Sanki bedenim, benden habersiz,

yıllarca kapalı tuttuğu odaları boşaltmış;

acı, eşyasını toplamadan çıkıp gitmiş de

geride yalnızca duvarlardaki soluk izleri kalmış.


Dokunsam tanırım hepsini.


Bir yanım çocukluğumun sustuğu köşe,

bir yanım vakitsiz gidenlerin gölgesi,

göğsümün kuytusunda yıllarca asılı kalmış

söylenmemiş birkaç sözün izi...


Aslında hepsi yerli yerinde,

zamanın alıştırdığı acının kıyısında

öylece duruyorlar...

İnsan bazı şeylerden kurtulmuyor;

yalnızca birlikte yaşamayı öğreniyor.


İçim derinden çatlamış fay hattı gibi,

kırıldığım yerlerden genişliyor acılar.

Her sabah gidilmesi gereken iş,

her gece tutulması gereken nöbet misali

sana atılıyor, seni bekliyor

yıkıntılar arasındaki yetim ümidim...


Sesim duvardan duvara çarparak ilerliyor,

hatıralara basa basa yürüyorum

başımı çevirdiğimde geçmişin yüzü

farklı yüzlere rastlayabilecek kadar şaşkın.


Tam orada beliriyor ellerin.


Parmakların saçlarımda dolaşırken

hiçbir şeyi onarmaya çalışmıyorlar.

Belki bu yüzden

dokunduğun yer artık incinmiyor.


Başımı göğsünün kafesine bırakıyorum

Ensemde nefesin ve o ince ürperti

tenimde heyelan, kalbimde panik atak

uzun zamandır unuttuğum bir şeyi uyandırıyor.


Sonra yüzün yaklaşıyor.

Nefesinin sıcaklığı boynumda duruyor.

Aramızdaki sessizlik,

söylenecek söz bulamadığımız için değil;

kelimelerin girmesine gerek kalmayacak kadar

birbirimize yakın olduğumuz için büyüyor.


Göğsüne yaslandığımda

kulağımın altında hayatın en yalın sesi var.


Düzenli

Derin

İnatçı


Askıda ekmek gibi asılıp,

girdapta nefes gibi tutunuyorum

beynimin içinden geçip,

ruhumu gasp eden hayaline...


Aynı ritimde,

aynı yerden;

aynı sessizliğin içinde

bin kere ölüp,

binbir kere doğuyorum...


O anda anlıyorum:

yakınlık, birbirinde kaybolmak değilmiş.

İki ayrı varlığın

bir düşte saklanmaya ihtiyaç duymamasıymış.


İçimde boşalan odalara

seni yerleştirmiyorum bu yüzden.

Acının çıktığı yere aşkı koymak,

yalnızca eşyayı değiştirmek olurdu.


Sen bir boşluğu doldurmuyorsun.


Varlığın,

o boşluğun artık yara olmadığını gösteriyor.


Duvarlarda izler duruyor.

Çocukluğum hâlâ aynı köşede suskun,

gidenlerin gölgeleri hâlâ uzun,

söylenmemiş sözler yerlerini koruyor.


Fakat hiçbirinin sesi

içimdeki sesten daha yüksek değil artık.


Dışarıda sabah ağır ağır beliriyor.


Işık önce pencerenin kenarında toplanıyor,

sonra odaya usulca yayılıyor.

Hiçbir şeyi güzelleştirmiyor.

Hiçbir izi silmiyor.


Yalnızca saklanacak yer bırakmıyor geceye.


Başım narkozun etkisinde gibi yatıyor


Elin hâlâ saçlarımda,

kulağımın altında kalbin,

içimde uzun zamandır ilk kez

geçmişten daha büyük bir sessizlik var.


Ve o sessizliğin içinde

kendimi dinliyorum:


Bir zamanlar acının yerleştiği beden

şimdi hiçbir şeyi kovmadan,

hiçbir şeyi yerine koymadan

yeniden kendine yer açıyor.


Belki dirilmek tam da budur;


ölmüş olanı geri çağırmak değil,

senden eksilenlerin ardından

içinde kalan yere yeniden sığabilmek.


Güneş biraz daha yükseliyor.


Duvarlardaki soluk izlere bakıyorum.


Hepsi hâlâ orada.


Ama ilk kez

hangi acıdan kaldıklarını değil,

üzerlerinden ne kadar hayat geçtiğini

görüyorum.

— Vehm