VEHM
Şiir

Hükmü sebepten mi sanırsın gönül?

Damağa düşen tat dilden değildir
Balı bal eyleyen arı değildir
Nimetin sahibi dalda değildir
Hükmü sebepten mi sanırsın gönül?

Toprak tohumu alır, sırra gömer
Karanlık içinde filize döner
Bir emir inmese bahar ne verir
Canı çamurdan mı sanırsın gönül?

Dal meyveye durur, kök öze iner
Yağmur rahmet olur, ekin rızka döner
Narın kızıllığını kabuktan bilip
Bereketi bağdan mı sanırsın gönül?

Bahar yeşil giyer, gül koku salar
Dağlara alaca seherler dolar
Surette görünen güzellik O’dur
Cemal’i çiçekten mi sanırsın gönül?

Gözün bakar amma gösteren vardır
Kulağın duyar da duyuran vardır
Aklın bir kandildir, yandıran vardır
İdraki kendinden mi sanırsın gönül?

Nefes gelir gider, sende kalmaz hiç
Can dediğin sırdır, elde durmaz hiç
Bir soluk kesilse dünyan olmaz hiç
Hayatı göğüsten mi sanırsın gönül?

Sen murat edersin, yol hükme bakar
Heves kapı çalmaz, takdir kapı açar
Kul ister, kaderin defteri yazar
Yürüyüşü ayaktan mı sanırsın gönül?

Söz dile uğrarsa senindir sanma
Suskunluk içinde boşluk arama
Kalbe düşmeyeni ağız taşımaz
Manayı dudaktan mı sanırsın gönül?

Dua ses değildir, yanmış öz ister
Geceyi delecek içten köz ister
Secdeye varınca göz de söz ister
Niyazı lisandan mı sanırsın gönül?

Gam gelince kapıya ağır taş gibi
Eğilir omuz da eğik baş gibi
Yarada saklanır gizli bir şifa
Dermanı Lokman’da mı sanırsın gönül?

Ateş harlanır da emre bağlanır
Kül olur dediğin gülzar çağlanır
İbrahim susunca gökler dillenir
Yakmayı alevden mi sanırsın gönül?

Bıçak keskin değil, hüküm keskindir
Demir elde titrer, emir kesindir
İsmail boynunda teslim nişanı
Kesmeyi bıçaktan mı sanırsın gönül?

Su kabarır amma haddini bilir
Dalga ferman ile yola çekilir
Musa yürür, deniz emre eğilir
Mucizeyi asadan mı sanırsın gönül?

Az dediğin çoğa döner bir anda
Çok dediğin söner kuru dumanda
Boş sofraya iner rızık fermanda
Tokluğu keseden mi sanırsın gönül?

Varlık imtihandır, yokluk da öyle
Mülk verenindir, sende emanet
Kârûn kadar mülkün olsa ne çare
Kıymeti mülkten mi sanırsın gönül?

Gün gelir, adınla kapın çalınır
Ses susar, bedenin yerden alınır
Kapandı sandığın yerden yol bulunur
Ölümü nihayet mi sanırsın gönül?

Toprak dediğin ince perdedir
Kabristan suskun bir bekleyiştedir
Son sandığın yerde başka kapı var
Kabri karanlık mı sanırsın gönül?

Ey gönül, görünene bağlanma artık
Her perde ardında gizli açıklık
Veren de O’dur hep, alan da O’dur
Varlığı kendinden mi sanırsın gönül?

Ne tat dilde kalır, ne renk gülde durur
Ne ateş izinsiz bir cana dokunur
Ne ölüm son sözü toprağa buyurur
Âlemi sahipsiz mi sanırsın gönül?
— Vehm