Şiir
İçimde kalan
Geceyi üstüme örttüm;
üşümedim.
İnsan içinden yanarken
dışarıdan yalnızca
suskun görünür.
Senden geriye bir pencere kaldı.
Açsam rüzgârın gelir,
kapatsam göğsüm daralır.
Giden sendin;
evi daralan ben oldum.
Masada soğumuş bir fincan,
dibinde tortulaşmış bir kader.
Dokunmadım.
Bazı şeyler kırılmasın diye değil,
kırılmış hâline alışmak için
yerinde bırakılır.
Adını anmadım bu gece.
Dilimde kanadı.
Her harfi ayrı bir hicran,
her hecesi eski bir hüküm.
Ne ben beraat ettim bu aşktan,
ne sen suçlu kaldın.
Yalnızca susarak öldürdüğümüz
bir ihtimal
karanlığa gömüldü.
Duvarlara baktım;
gölgen yoktu,
yokluğun duruyordu.
İnsan bazen gideni değil,
gidenin kendinde açtığı yeri özler.
Sen gittin;
ben o boşluğun içine
her gece yeniden düştüm.
Sana mektup yazmadım.
Çünkü kelimeler
sana yaklaşınca
kendi anlamından utanıyor.
“Dön” desem gururum kırılır,
“git” desem kalbim.
Ben ikisinin arasında
paslı bir kapı gibi
içime doğru kapandım.
Ellerini düşündüm sonra;
bir zamanlar alnıma değen
o sessiz merhameti.
Şimdi hangi uzaklığın cebinde saklıdır,
hangi sabah seni uyandırır,
hangi akşam saçlarına iner, bilmem.
Ben burada
senden kalma bir sükûtun içinde
kendi sesime bile yabancıyım.
Seni affetmek istedim,
olmadı.
Kendime dönmek istedim,
yol bulamadım.
Çünkü ben en çok
gidişine değil,
giderken içimde bıraktığın
o eksik hâlime kırgınım.
Bir kandil sönüyor göğsümde;
fitili sevda,
dumanı firak.
Ne dua yetişiyor artık,
ne beddua yakışıyor sana.
Aşk bazen kavuşmak değildir;
bir insanın,
başka bir insanda
ömür boyu açık kalan yaraya
dönüşmesidir.
Sabaha karşı anladım:
Sen bende bitmedin,
yalnızca adın değişti.
Evvelâ sevgiliydin,
sonra ziyan.
Evvelâ nasiptin,
sonra niçin.
Şimdi kalbimin en kuytu yerinde
dokunuldukça kanayan
eski bir mühürsün.
Artık sana “git” demeyeceğim.
Çünkü giden birine
git demek de
ona bağlı kalmanın başka yoludur.
Ben kapıyı aralık bırakacağım;
rüzgâr girsin,
toz havalansın,
hatıran kendi soğuğunda üşüsün.
Bir gün adın içimden geçerken
canım yanmazsa,
bil ki seni unutmuş olmayacağım.
Yalnızca seni taşıyan yerim
mezar kadar sessiz,
taş kadar sabırlı,
uzak bir dua kadar
kimsesiz kalacak.
O vakit anlayacağım:
Bazı aşklar bitmez.
İnsan yalnızca
onların içinde yaşamaktan vazgeçer.
üşümedim.
İnsan içinden yanarken
dışarıdan yalnızca
suskun görünür.
Senden geriye bir pencere kaldı.
Açsam rüzgârın gelir,
kapatsam göğsüm daralır.
Giden sendin;
evi daralan ben oldum.
Masada soğumuş bir fincan,
dibinde tortulaşmış bir kader.
Dokunmadım.
Bazı şeyler kırılmasın diye değil,
kırılmış hâline alışmak için
yerinde bırakılır.
Adını anmadım bu gece.
Dilimde kanadı.
Her harfi ayrı bir hicran,
her hecesi eski bir hüküm.
Ne ben beraat ettim bu aşktan,
ne sen suçlu kaldın.
Yalnızca susarak öldürdüğümüz
bir ihtimal
karanlığa gömüldü.
Duvarlara baktım;
gölgen yoktu,
yokluğun duruyordu.
İnsan bazen gideni değil,
gidenin kendinde açtığı yeri özler.
Sen gittin;
ben o boşluğun içine
her gece yeniden düştüm.
Sana mektup yazmadım.
Çünkü kelimeler
sana yaklaşınca
kendi anlamından utanıyor.
“Dön” desem gururum kırılır,
“git” desem kalbim.
Ben ikisinin arasında
paslı bir kapı gibi
içime doğru kapandım.
Ellerini düşündüm sonra;
bir zamanlar alnıma değen
o sessiz merhameti.
Şimdi hangi uzaklığın cebinde saklıdır,
hangi sabah seni uyandırır,
hangi akşam saçlarına iner, bilmem.
Ben burada
senden kalma bir sükûtun içinde
kendi sesime bile yabancıyım.
Seni affetmek istedim,
olmadı.
Kendime dönmek istedim,
yol bulamadım.
Çünkü ben en çok
gidişine değil,
giderken içimde bıraktığın
o eksik hâlime kırgınım.
Bir kandil sönüyor göğsümde;
fitili sevda,
dumanı firak.
Ne dua yetişiyor artık,
ne beddua yakışıyor sana.
Aşk bazen kavuşmak değildir;
bir insanın,
başka bir insanda
ömür boyu açık kalan yaraya
dönüşmesidir.
Sabaha karşı anladım:
Sen bende bitmedin,
yalnızca adın değişti.
Evvelâ sevgiliydin,
sonra ziyan.
Evvelâ nasiptin,
sonra niçin.
Şimdi kalbimin en kuytu yerinde
dokunuldukça kanayan
eski bir mühürsün.
Artık sana “git” demeyeceğim.
Çünkü giden birine
git demek de
ona bağlı kalmanın başka yoludur.
Ben kapıyı aralık bırakacağım;
rüzgâr girsin,
toz havalansın,
hatıran kendi soğuğunda üşüsün.
Bir gün adın içimden geçerken
canım yanmazsa,
bil ki seni unutmuş olmayacağım.
Yalnızca seni taşıyan yerim
mezar kadar sessiz,
taş kadar sabırlı,
uzak bir dua kadar
kimsesiz kalacak.
O vakit anlayacağım:
Bazı aşklar bitmez.
İnsan yalnızca
onların içinde yaşamaktan vazgeçer.
— Vehm