VEHM
Şiir

Lâm, kapıyı açma

Lâm, kapıyı açma.

Eşik bu gece

kül renginde bir hayvan gibi soluyor.


Dışarıda

gecikmiş bütün mevsimler;

ıslak taşlar, kırık kandiller,

adını unutmuş bir rüzgâr.


Kapının ardında

kimsenin dönmediği bir yol var.


Bir zaman

aynı göğe değmiş iki gölge,

şimdi birbirinden habersiz

iki uçurum taşıyor.


Ne vakit gece derinleşse

duvarlarda ince bir sızı yürür;

ev, eski bir yaranın

kabuk bağlamayan hafızasıdır artık.


Masada yarım bardak su,

camda solgun bir buğu,

saatin içinde

ısrarla kanayan tek bir dakika.


Hiçbiri konuşmaz.


Yine de

her şey aynı cümleyi bilir.


Lâm, kapıyı açma.


Bazı dönüşler

kavuşmaya değil,

eski yıkıntının yerini bulmaya gelir.


Bir el uzansa

kül yeniden ateşi hatırlar,

bir ses değse

mezarından kalkar bütün suskunluklar.


Oysa ne güzel gömülmüştü

yarım kalan ne varsa.


Bir saç teli kadar ince

bir felaket duruyor eşikte.


Dokunulsa

dünya ikiye ayrılacak:


öncesi

ve bir daha asla.


Geceyi içeride tut.

Sabah zaten

her şeyi fazla açık gösteriyor.


Aşk dediğin bazen

kapıya kadar geleni içeri almak değil,

kapının ardında

hangi ömrün beklediğini bilip

anahtarı sessizce avuçta kırmaktır.


Lâm,


bırak dışarıda kalsın

gecikmiş ayak sesleri.


İçeride

bir yokluk yıllardır

çiçek açmayı öğreniyor.


Kapıyı açarsan

ölmez belki.

Ama adı değişir.


Lâm, kapıyı açma.
— Vehm