VEHM
Şiir

Menzilsiz

Bir çağın alnında karardı bütün saatler

Takvimler günlerini göç yollarında yitirdi

Kervanlar gölgelerini çöllere emanet etti

Taş, damarında sakladığı suyu inkâr ederken

İçte büyüyen şey kendi adını aşındırdı


Rüzgâr dağların ağzından sürgün haberleri taşıdı

Kökler toprağın altında gizlice yön değiştirdi

Bir nar, mevsimsiz çatlayıp gecenin avcuna kanadı

Turnalar göğün hafızasında yollarını şaşırdı

Ufuk, kendine varamayan bir menzile dönüştü


Bir hüküm geçti dünyanın görünmeyen tarafından

Teraziler şaştı, kefeler ağırlığından utandı

Küller ateşi değil, ateşten kalanı anlattı

Kapılar mühürlendi, eşikler yine de aşındı

Bazı yollar yürünmeden insanın içinde uzadı


Kuyular derinliğini unuttu, ipler çürüdü

Sarnıçlarda bekleyen su bile susmayı öğrendi

Bir kandil, kendi karanlığına eğilip söndü

Duvarlar içlerinde sakladıkları sesi büyüttü

Sessizlik, söylenmiş her sözden daha ağır kaldı


Henüz kıyam görmemiş yürek sükûneti marifet sanır

Henüz sürgün bilmeyen ruh memleketi duvar bilir

Henüz dara çekilmemiş söz kendini hakikat sanır

Henüz kendi mahşerinden geçmemiş ömür hesabı kolay bilir

Henüz yoklukla tartılmamış sevda, ağırlığını kendinden bilir


Oysa her şey bir eksilmenin içinden öğrenir aslını

Cevher ateşte, tohum karanlıkta, sabır darlıkta sınanır

Çınar köklerinden değil, gömdüğü fırtınalardan yaşlanır

Dağ dediğin biraz da içinde susturduğu zelzeledir

Harabe, çoğu zaman görünmeyen yerden başlar


Nice kubbeler çöktü de yankıları ayakta kaldı

Nice hükümdarın mührünü adsız bir toprak çürüttü

Surlar yıkıldı, burçlarda nöbet tutmayı sürdürdü rüzgâr

Bir devrin sesi çekildi, taşlarda uğultusu kaldı

Toprak bile unutmadı üzerinden geçen vedayı


Çünkü ayrılık yalnız iki menzilin arasına düşmez

Bazen bir kelimenin manasından harfleri sürgün eder

Bazen aynayı bırakır da sureti dünyadan çeker

Bazen aynı göğün altında iki vakti birbirine yabancı kılar

Ve bir ömür, kendi içinde ulaşamadığı yere göçer


Öyle zaman olur ki ırmak yatağından utanır

Su çekilir, çakıllar eski serinliği sayıklar

Bağ bozulur, asmanın damarında üzümün hatırası kalır

Bir değirmen dönmeyi bırakır, taşında buğdayın sesi yaşar

Yokluk, dokunduğu her şeye kendi lisanını öğretir


Gecenin de bir hafızası vardır; yıldızlar bundan titrer

Ay, her hilâlde biraz eksik doğar eski hesabından

Fecrin kapısında karanlık son gölgesini bırakır

Şafak sökünce bütün geceler sabaha varmış sayılmaz

Bazı karanlıklar güneş doğduktan sonra derinleşir


Ne kadar saklansa da vebal, sahibini gölgesinden tanır

Ne kadar örtülse de yara, mevsimini içeriden bekler

Bir ah boğazdan çıkmazsa kemiğe iner, orada çoğalır

Bir söz söylenmezse susmaz; kanın içinde kendine yol arar

Suskunluk, bazen dile gelmeyenin ömrünü uzatır


Sonra vakit gelir, bütün teraziler yeniden kurulur

Altının ayarı bozulur, mühür sahibini tanımaz olur

Tahtlardan geriye toz, hükümlerden birkaç çatlak kalır

Bir ömür, toprağın hafızasında tek çizgiye incelir

Rüzgâr son hükmü taşların yüzünden sessizce okur


O vakit yolların neden menzile küstüğü anlaşılır

Dualar gökten çekilir, insanın içine ağır ağır çöker

Bir eşik, ardındaki evden daha uzun yaşar

Göçen kuşların ardından gökyüzünde görünmez bir boşluk kalır

Her kayıp, giderken dünyadan kendine ait olandan fazlasını söker


Bir gün isimler çekilir, suretler toprağa karışır

Sözün kabuğu dökülür, manası kemiğin içine işler

Saatler susar, takvimler son gününü de yitirir

Dünya, taşıdığı bütün sesleri sessizliğe teslim eder

Yarım kalan ne varsa, tamamlanmış olandan daha inatçı yaşar


Hatıra bundandır belki, mezara razı gelmez

Ses, duvar yıkılsa da odanın karanlığında dolaşır

Yol kapanır; ayak izi toprağın altında yürümeyi sürdürür

Ateş söner; kül, yıllarca sıcaklığın vebalini taşır

Yokluk, boş bıraktığı yere kendinden bir ömür diker


Artık menzil ne bir kapıdır ne varılmış bir yer

Yollar tükenir, yürüyüş insanın içinde devam eder

Dünya yerli yerinde durur; yön duygusu yerinden sökülür

Dönüşe ayrılan bütün izleri sessizce örter zaman

Ve sürgün, gidilecek yer kalmadığında değil,

dönülecek iç kalmadığında başlar.

— Vehm