VEHM
Şiir

Nev‘-i Beşer

Mülküm dediğin şu cihân bâkî diyâr değil,

Tahtın da tâcın da bu âlemde pâyidâr değil.


Bir katrede ummân gizli, bir zerrede mihr-i ezel;

Her zerre üstünden esip geçtiğin gubâr değil.


Gül sana açılmaz yalnız, bülbül sana söylemez;

Her cân senin hükmündeki bîçâre şikâr değil.


Kuşun da yuvası var, kurdun da bu dağda payı;

Kâinat insanoğlunun ördüğü hisâr değil.


Baltan inerken bir âlem sarsılır köklerine dek;

Her dal bir âşiyândır, her kök kuru damâr değil.


Suyun aynasında senden sonra doğacak yüzler var;

Bugünkü rahat, yarını yakmağa ihtiyâr değil.


Bir lokmayı sırf kendi alın terin sanıp böbürlenme;

Onda güneş, hâk ü yağmur var; yalnız kâr değil.


Kalbin sen uyurken dahi fermân-ı Hak’la vurur;

Nefes dediğin senin elindeki iktidâr değil.


Hakk’ı bilen öz varlığını mutlak mı sanır hiç?

Aczinle barış; kulluk insan için âr değil.


Târîhi yalnız zaferin altın nakşı sanma sen;

Her taşta yetimlerin âhı var, iftihâr değil.


Mazlûmun âhı varsa eğer kubbenin altında,

Adl ile kurulmamış saltanat itibâr değil.


Zulmün başı kılıç değil, bir canı eksik görmektir;

Zulme bakıp susmak tarafsız bir karâr değil.


İlim edepsiz elde nûr olmaz, zehr-i mâr olur;

Her keşf gelecek nesle güzel bir yâdigâr değil.


Her yüzde görünmez bir iklim, her dilde saklı yara;

Her suskunluk rızâ, her tebessüm bahâr değil.


Bir babanın sustuğu yerde oğluna duvar kalır;

Mîras yalnız altın, mücevher, bağ u bâr değil.


Ey dil, emanet bil bu cânı; ölüm erişince gör:

İnsan bu kervansaray içinde hünkâr değil.

— Vehm