Şiir
Vehm
I
Şeb oldu; âyîne-i dilde hayâl-i perîşân,
Bir sûret-i bî-nâm ile eyler beni giryân.
Her zerrede bir perde, her âyînede bir râz,
Her râz içinde gizlenir âheste bir hicrân.
Zann eylediğim nûr ise zıll oldu gözümde,
Yakîn kapısın örttü bana perde-i nisyân.
Bir dem ki sükût eylesem içimde kopar ceng,
Bir âh ile titrer sanırım arş ile devrân.
Gönlümde ne yârın izi var, ne de seherden,
Kalmış bana yalnız yine ben, ben gibi bî-cân.
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
II
Bir şem‘ yakar fikrime zulmet eli her şeb,
Yanmaz daha, söndürür onu nefha-i hüsrân.
Gördükçe cihân sûretini âyîne-i çeşmim,
Her nakşını eyler bana bir başka perîşân.
Gül açsa dahi bağda tebessümle sehergâh,
Vehm ile bakınca görünür lâle-i hicrân.
Bir ses gelir ammâ ne bilir dil, kim o sâdâ?
Dost mudur o, düşman mı, melek midir, şeytân?
Her gölgeyi bir hancer-i pinhân sanır oldum,
Her nâzı niyâz eylediğim demde olur kân.
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
III
Aklım, nice yol gösterir ammâ yolum eğri,
Çün rehber-i zann oldu bana hâkim-i devrân.
Bir harfe varır mânâ, fakat harf olur ateş,
Bir ism anılır, ism ile tutuşur dil ü cân.
Kendimden ederken yine kendim beni men‘,
Ben bende giriftâr olurum misli-i zindân.
Deryâ görünür sahil-i emn içre bile dil,
Her katreyi tufân sanırım, her nefesi yân.
Bilmem bu karanlık bana hâricden iner mi,
Yoksa içimin şeblerinden doğar bu duman?
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
IV
Çarhın ne murâdı var aceb bunca dönüşte,
Her devri bana başka bir endîşe-i pinhân.
Takdîr mi nakş eyledi alnımda bu hattı,
Yoksa kalem-i vehm ile yazıldı bu fermân?
Dün geçti; fakat gölgesi hâlâ bana hâkim,
Ferdâ ise doğmadan olur kalbime zindân.
Sordum geceye: “Kimdir eden rûhumu mahcûb?”
Şeb sustu; fakat sustuğu yerden doğdu figân.
Bildim ki gümân âleme yayılmış değilmiş,
Dil kendi içinde kurar âfâk ile ekvân.
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
V
Ey nûr-ı yakîn, gel ki bu zulmet dağılıp gitsin,
Bir lâhza cemâlinle açılsın dil-i nâlân.
Yırtılsın o bin yıllık esâtîr-i tahayyül,
Sussun içimin kuytusuna sinmiş olan yalan.
Maksûd eğer aşkın ise sal nâra beni kim,
Kül olmak olur vehm ile yaşmaktan âsân.
Can verdiğim endîşeler ardımda dökülsün,
Kalsın bana bir secde, bir âh, bir de Rahmân.
Son demde gönül bildi ki korku dediğin şey,
Bir kapkara evdir; ona kapı açan insân.
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
Şeb oldu; âyîne-i dilde hayâl-i perîşân,
Bir sûret-i bî-nâm ile eyler beni giryân.
Her zerrede bir perde, her âyînede bir râz,
Her râz içinde gizlenir âheste bir hicrân.
Zann eylediğim nûr ise zıll oldu gözümde,
Yakîn kapısın örttü bana perde-i nisyân.
Bir dem ki sükût eylesem içimde kopar ceng,
Bir âh ile titrer sanırım arş ile devrân.
Gönlümde ne yârın izi var, ne de seherden,
Kalmış bana yalnız yine ben, ben gibi bî-cân.
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
II
Bir şem‘ yakar fikrime zulmet eli her şeb,
Yanmaz daha, söndürür onu nefha-i hüsrân.
Gördükçe cihân sûretini âyîne-i çeşmim,
Her nakşını eyler bana bir başka perîşân.
Gül açsa dahi bağda tebessümle sehergâh,
Vehm ile bakınca görünür lâle-i hicrân.
Bir ses gelir ammâ ne bilir dil, kim o sâdâ?
Dost mudur o, düşman mı, melek midir, şeytân?
Her gölgeyi bir hancer-i pinhân sanır oldum,
Her nâzı niyâz eylediğim demde olur kân.
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
III
Aklım, nice yol gösterir ammâ yolum eğri,
Çün rehber-i zann oldu bana hâkim-i devrân.
Bir harfe varır mânâ, fakat harf olur ateş,
Bir ism anılır, ism ile tutuşur dil ü cân.
Kendimden ederken yine kendim beni men‘,
Ben bende giriftâr olurum misli-i zindân.
Deryâ görünür sahil-i emn içre bile dil,
Her katreyi tufân sanırım, her nefesi yân.
Bilmem bu karanlık bana hâricden iner mi,
Yoksa içimin şeblerinden doğar bu duman?
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
IV
Çarhın ne murâdı var aceb bunca dönüşte,
Her devri bana başka bir endîşe-i pinhân.
Takdîr mi nakş eyledi alnımda bu hattı,
Yoksa kalem-i vehm ile yazıldı bu fermân?
Dün geçti; fakat gölgesi hâlâ bana hâkim,
Ferdâ ise doğmadan olur kalbime zindân.
Sordum geceye: “Kimdir eden rûhumu mahcûb?”
Şeb sustu; fakat sustuğu yerden doğdu figân.
Bildim ki gümân âleme yayılmış değilmiş,
Dil kendi içinde kurar âfâk ile ekvân.
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
V
Ey nûr-ı yakîn, gel ki bu zulmet dağılıp gitsin,
Bir lâhza cemâlinle açılsın dil-i nâlân.
Yırtılsın o bin yıllık esâtîr-i tahayyül,
Sussun içimin kuytusuna sinmiş olan yalan.
Maksûd eğer aşkın ise sal nâra beni kim,
Kül olmak olur vehm ile yaşmaktan âsân.
Can verdiğim endîşeler ardımda dökülsün,
Kalsın bana bir secde, bir âh, bir de Rahmân.
Son demde gönül bildi ki korku dediğin şey,
Bir kapkara evdir; ona kapı açan insân.
Her sûretin ardında nihân bir gümândır;
Vehm âdeme cân içre kurulmuş cihândır.
— Vehm