VEHM
Yazılar

Boğuluyorum

İnsanın içinde su olmayan denizler vardır; kıyısı görünmez, sesi duyulmaz, fakat her gece göğsüne kadar yükselir. Nefes almak ister insan, ciğerlerine hava değil, geçmiş dolar. Bir cümleye tutunur, bir hatıraya çarpar, bir yokluğun soğuk yüzüne yeniden uyanır.

Kalem elime her değdiğinde, ruhumun kilitli odaları usulca açılıyor. İçeriden hüzün değil yalnızca; yıllardır susturulmuş bakışlar, yarım kalmış vedalar, kabuk bağlamaya fırsat bulamamış yaralar çıkıyor. Evin duvarları bile artık taş değil; özlemin diliyle beni yalayan, suskunluğu büyüten, gecenin içine doğru eğilen eski şahitler gibi duruyor.

Bazı insanlar giderken yalnızca kendilerini götürmez. İçimizdeki baharı da sökerler. Bir gülüşün yerini boşluk alır, bir umudun yerine uzun bir gece yerleşir. Dudak kıyısına gömülmüş bir tebessüm vardır sonra; ne dua diriltir onu ne zaman. İnsan bazen ölmez, fakat içindeki en aydınlık yer sessizce cenazeye dönüşür.

Sen bana gelişinle umut, gidişinle miras kalan bir karanlık oldun. Yokluktan çıkıp geldin, sonra beni kendi yokluğunun ortasında bıraktın. En ağır terk ediliş budur; gidenin ardından kalmak değil, onun bıraktığı boşluğun içinde kendine rastlayamamak.

Düşünüyorum…

Yakub’un sabrına sığınsam, Yusuf kokulu yollar bana açılır mı? Göğü yıldızlarla süsleyen aşka yeniden inansam, içimdeki bu tufan diner mi? Yoksa insan, bir kez kendi içinde boğulmaya başladı mı, bütün kıyılar yalnızca uzaktan görünen bir aldanış mı olur?

Düşüncelerim tufan, ümidim yelkeni yırtılmış bir gemi. Ne yana dönsem, orada gecikmiş bir seferin soğuk peronu; neye tutunsam, avucumda dağılan bir zaman kırıntısı kalıyor. Dünya perdesini çoktan çekti üzerimize. Artık ne sahne var ne seyirci; yalnızca içimde yankılanan o ağır cümle:

Boğuluyorum.

Beni temize çıkaramayan bir yazgının içinde, kendi kalbimin karanlık suyunda boğuluyorum.
— Vehm